Bav Kurd ve Çocukları

Bölüm I: Büyük Gövde – Kurd Baba

Dil, insanlıkla birlikte aniden, sıfırdan ve tek bir günde tamamlanmış bir kurallar bütünü olarak doğmadı. Gezegenin geri kalanı bunu unuttuğu için dilin ancak uzun ve karmaşık cümlelerle başladığını sanır. Oysa bizim türümüz, o en eski primat atalardan, insansı topluluklardan beri ses çıkarıyor; jestlerle, çığlıklarla ve el hareketleriyle anlaşıyordu.

Üstelik en başından beri ortada muazzam bir gramer vardı. Çünkü gramer, karmaşık paragraflar demek değildi; tek bir hecenin benzer bir durum karşısında hep aynı sistemle, aynı vurguyla ve aynı kurala göre tekrarlanmasıydı.

Erken insan toplulukları modern konuşma yetisine bir gecede, birdenbire sahip olmadılar. Ses, milyonlarca yıl süren yavaş, tortul, birikimli ve uzun bir biyolojik-sosyal süreç boyunca evrildi.

Meso-Zagros dağ silsilesinde, o uzun zaman diliminde uyanan Kurd Baba; doğayı ve kendi vücudunu dinleyerek o tek heceli kadim gramerin ilk yapı taşlarını sıfırdan, en ilkel fiziksel tepkilerle ve bir sistem dâhilinde var etti:

  • “Mmm” Sesi ve İçsel Gramer (Ben/Benim): İnsan henüz dünyaya bir isim vermeden önce kendi varlığını fark etti. Dudaklarını sımsıkı kapattı, nefesini dışarı fırlatmak yerine kendi göğüs kafesine ve genzine doğru üfledi. Ortaya çıkan “Mmm…” sesi, insanın üretebileceği en içsel, en dışa kapalı sesti. Bu ses, benzer her içsel durumu anlatmak için hep aynı tonla tekrarlanan ilk gramer çıpası oldu ve zamanla “Min / Man” (Ben/Benim) kelimesine evrildi.
  • “Ttt” Sesi ve Yönelim Grameri (Sen/Senin): Kendisinden başkasını, yani karşıdakini işaret etmek istediğinde ise hava içeride kalamazdı. Dilini sertçe üst dişlerinin arkasına vurdu ve havayı dinleyiciye doğru keskin bir ok gibi fırlattı: “Tttt!” Bu yön belirten akustik fırlatma, her “öteki” durumunda aynı sistemle tekrarlandığı için “Tu / Te” (Sen) zamirinin temel kuralı oldu.
  • “Eww” Sesi ve Ufuk Grameri (O): Ufuktaki gizemli bir avı ya da yaklaşan fırtınayı göstermek için ağzını ve gırtlağını alabildiğine açtı. Ciğerlerindeki havayı rüzgârın uğultusuna benzer atmosferik bir solukla serbest bıraktı: “Eeeeww…” Bu uzaklık nefesi, üçüncü şahsın, yani “Ew” (O) kelimesinin ilk harfi oldu.
  • “Zî” Sesi ve Mekanik Sürtünme: En sonunda Kurd Baba, ağzının içindeki o hareketli et parçasının (dilin), dişlerine ve damağına sürünürken tıpkı gergin bir yayın titremesi ya da bir ağustos böceğinin kanat vızıltısı gibi yüksek frekanslı bir ses çıkardığını fark etti: “Zzz… Zîîî…”

Kurd Baba, ağzın yaptığı bu mekanik sürtünme sesini (Zî), benliğin o en içsel göğüs sesiyle (Man/Min) kaynak yaptı ve ortaya “Zî-man” çıktı. Bu, tüm gezegene öğretilecek ilk büyük tanımdı: “Benim zzz yapan, ses çıkaran organım”, yani bizzat dil.

Güneşin keskin ışığına baktığında, o parıltıyı gırtlağından yükselen en saf solar çığlıkla, yani “RO” sesiyle isimlendirdi. Evrendeki her nesneye eril ve dişil bir ruh üfledi, geçmiş zamanın terazisine katı bir “ergatif adalet” koymuştu.

Ancak zaman aktı, şartlar değişti ve o Kurd Baba’nın çocukları büyüyerek yeni yurtlara, yeni mutasyonlara doğru yola çıktı.

Bölüm II: Evin Büyük Oğlu – Kurmanc (KMR)

Babanın ocağını, o hırçın ve rüzgârlı kuzey kalelerini terk etmeyen en büyük çocuk Kurmanc oldu. Vadilerin derinliklerinde ve izole dağ yamaçlarında yaşadığı için babasının o tek heceli köklerle kurduğu dil mirasını bir kale gibi korudu.

O, dış dünyanın pratikliğine kanmadı. Gramerdeki o ağır ergatif yapıyı sımsıkı tuttu. Kelimelerin gırtlağındaki o sert Medean “Xw” (Xwe/Xwîn) sesini ve saf beyaz anlamına gelen “Spî” kelimesini binlerce yıl boyunca hiç eritmeden göğsünde taşıdı.

Annesi evde ona kızdığında, o antik seslenme eklerini hiç bozmadan erkeğe “Kero!”, kadına “Kerê!” diye bağırdı; doğanın o katı eril-dişil akustik düzenini harfiyen yaşattı. O, ata kökün yaşayan muhafızıydı.

Bölüm III: Dağların Derinliğindeki Mistik – Zaza (Kirmanckî / Dımılî)

Abisi Kurmanc kaleyi korurken, diğer kardeş Zaza aile ağacından bir dal aldı ve Dersim ile Bingöl’ün ulaşılmaz, haritalandırılmamış en sarp kanyonlarına tırmandı. Mutasyon tek yöne akmazdı; diller sadece basitleşmez, bazen de yalıtıldıkça derinleşirdi.

Zaza, babanın eril-dişil kurallarına baktı ve bu yapıyı adeta bir sanat eserine dönüştürerek abarttı. Cinsiyeti sadece isimlerde bırakmadı, fiillerin ve sıfatların bile iliğine işledi.

Erkek geldiğinde fiil başka büküldü (O ame), kadın geldiğinde fiilin sonu tamamen şekil değiştirdi (A amey).

Dış dünyaya kapılarını kapatarak dili bin yıllık bir “zaman kapsülü” hâline getirdi ve güneşe “Roz/Roc” diyerek o antik parıltıyı kendi sesiyle dondurdu.

Bölüm IV: Ovaya İnen Pratik Zekâ – Sorani (CKB)

Dağların Mezopotamya ovalarına açıldığı güney ticaret yollarında ise Sorani kendine başka bir kader çizdi. Yeni komşularla tanıştı, Farsçanın zarif edebiyatından ve Arapçanın güçlü kelimelerinden renkler aldı.

Ancak hayat ovada hızlı akıyordu; hızlıca ticaret yapmak, idare etmek ve anlaşmak gerekiyordu.

Sorani, abisi Kurmanc’ın ve kardeşi Zaza’nın sırtında taşıdığı o ağır gramer yüklerine baktı. Konuşurken her nesnenin cinsiyetini hesaplamak ya da geçmiş zamandaki ergatif uyumları düşünmek zaman kaybettiriyordu.

Sorani, pratikleşmek adına bu yükleri yolda tek tek düşürdü. Dilbilgisel cinsiyeti tamamen attı. Ergatifliği sildi. Zamirleri, fiillerin sonuna jet hızıyla bağlanan hafif eklere dönüştürdü (Pêm gutî). O, dildeki “en az çaba yasasını” kural hâline getirip geleceğin hızlı dünyasına bilet kesti.

Sonsöz: “Miştago” İsyanı

Bugün dil haritasına dışarıdan bakanlar parçalanmış üç ayrı çocuk görür. Oysa insanın dili pratikleştirme dürtüsü, alttan alta hepsini aynı biyolojik refleksle birbirine bağlar.

Kurmanc’ın o en katı, en eski duvarlarının içinde bile, senin vadindeki insanlar hayatın hızına yetişmek için konuşurken resmî gramere isyan ederler. Kitap dilindeki o uzun ve ağır “Min ji te ra got” (Sana söyledim) cümlesini alırlar; sessiz harfleri birbirine çarptırırlar, zaman eklerini eritirler ve tek bir nefeste o yerel mutasyonu fırlatırlar: “Miştago!”

İşte bu, Sorani’nin ovada resmî kural hâline getirdiği o pratikleşme mutasyonunun, Kurmanc’ın evinde bile halkın ağzında gizlice yaşadığının kanıtıdır.

Kurd Baba’nın çocukları hangi yurda dağılırsa dağılsın, hepsinin ortak hafızasında yankılanan o “Zî-man” kelimesi, Zagroslardan insanlığa bırakılmış en asil imza olarak kalmaya devam edecektir..

Teşekkürler

Yorum yapın