Herkes reklamın ne olduğunu bilir. Ama bir kelimenin ötesine geçip ruhuna bakmaya ne dersiniz?
Bugün size “reklam” için bir öneri sunuyorum. Bir iddia değil, bir davet. Kelime şu: BANG
Önce şunu sorun: Reklam özünde nedir?
Bir ürünü tanıtmak mı? İkna etmek mi? Evet. Ama en temel haliyle duyurmaktır. Bir şeyi duyurmak, insanların dikkatini çekmektir.
Peki tarih boyunca dikkat nasıl çekildi? Bağırarak. Çağırarak. Bir ses çıkararak.
Pazarda satıcının avazı, köy meydanında duyuruyu yapan davulun tokmağı, bir habercinin yükselen sesi… İşte reklamın en eski, en insani hali bir sestir. Bir bangdır.
Kürtçenin köklerine inelim
Kürtçede bang şu anlamlara gelir: Sesleniş, çağrı, ilan, yüksek sesle bildirme. Kelimenin ta kendisi, bir şeyi “bang kirin” yani ilan etmektir.
Şimdi düşünün: Reklam da bir şeyi ilan etmek değil midir? Aradaki benzetme o kadar doğal ki, insan ister istemez şunu soruyor: “Bang neden reklam için kullanılmasın?”
Peki ya kısalık ve psikoloji?
Türkçede reklam 6 harf, İngilizcede advertisement 13 harf. Kürtçe önerimiz bang ise sadece 4 harf. Arayüzlerde, uygulamalarda kısa kelimeler hep avantajlıdır. Daha hızlı okunur, daha kolay akılda kalır.
Fonetik olarak da “bang” bir çarpma, bir yankı, bir uyarı hissi yaratır. Sanki bir şey patlamış, bir şey başlamış gibi. Reklamın psikolojisine bu kadar uygun başka bir kelime bulmak zor.
Bir de Kürtçe ve İngilizce arasında gizli bir kardeşlik var
Kürtçede “bang” çağrı, sesleniş, ilan demek. İngilizcede “bang” ise ani, yüksek bir patlama sesi veya sertçe vurmak anlamına gelir.
İki dilde de kelimenin özünde yüksek, ani ve dikkat çekici bir ses yatar. Reklam da tam olarak bunu yapmak istemez mi? Dikkat çekmek, bir mesajı patlamış gibi duyurmak, insanların gözüne ve kulağına çarpmak.
Kürtçe bu kelimeyle yüzyıllardır bir şeyi duyuruyor. İngilizce ise aynı sesle bir patlamayı anlatıyor. Her ikisinde de ortak olan şey: Dikkat çekmek.
İşte bu yüzden “bang”, reklamın ruhuna bu kadar yakın.